Somali’de Güvenlik ve Nüfuz: Türkiye-Uganda Hattı
Uganda’dan son dönemde gelen açıklamalar, yalnızca diplomatik gerilim başlığı altında değerlendirilmiyor. Tartışmanın merkezinde, Somali’de güvenlik sağlayan aktörlerle ekonomik ve stratejik nüfuz oluşturan aktörler arasındaki dengenin nasıl değiştiği sorusu yer alıyor.
Somali’de Güvenlikten Ekonomiye Uzanan Yeni Dönem
Somali uzun yıllar boyunca uluslararası kamuoyunda büyük ölçüde güvenlik krizleri, devlet otoritesindeki kırılganlık ve El-Şebab tehdidi üzerinden gündeme geldi. Ancak son yıllarda ülkeye yönelik uluslararası ilgi yalnızca güvenlik alanıyla sınırlı kalmıyor. Enerji potansiyeline ilişkin beklentiler, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu hattındaki stratejik konum ve bölgesel ticaret ağları, Somali’yi yeniden şekillenen jeopolitik rekabetin önemli merkezlerinden biri hâline getiriyor.
Bu süreçte Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri de daha karmaşık bir yapı kazandı. ABD, Somali’de ağırlıklı olarak terörle mücadele operasyonları ve güvenlik iş birlikleri üzerinden varlık gösterirken; Çin ekonomik bağlantılar ve altyapı projeleri üzerinden etkisini artırmaya çalışıyor. Katar, Mogadişu yönetimiyle diplomatik ve siyasi ilişkilerini güçlendirmeye odaklanırken Birleşik Arap Emirlikleri özellikle liman işletmeciliği, lojistik ağlar ve Somaliland merkezli ekonomik ilişkiler üzerinden bölgede etkili olmaya devam ediyor.Somali’de ortaya çıkan bu yeni tablo, güvenlik sağlayan ülkeler ile ekonomik ve stratejik ortaklık geliştiren aktörler arasındaki ayrımı daha görünür hâle getiriyor.
Uganda’nın Yaklaşımı: Güvenlik Yükü ve Siyasi Beklentiler
Uganda, 2007’den itibaren Afrika Birliği misyonları kapsamında Somali’de en fazla asker bulunduran ülkelerden biri oldu. Başkent Mogadişu’nun güvenliği, kritik kurumların korunması ve El-Şebab’a karşı yürütülen operasyonlarda Uganda uzun yıllardır aktif rol üstleniyor.
Kampala yönetiminin son dönemde yükselttiği söylem, bu askerî katkının yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmaması gerektiği düşüncesine dayanıyor. Uganda tarafı, Somali’de uzun yıllardır risk üstlenen ülkelerin yeni oluşan ekonomik ve diplomatik dengelerde daha görünür konum elde etmesi gerektiğini çeşitli düzeylerde dile getiriyor.
Son dönemde Türkiye’ye yönelik sert açıklamalar da bu çerçevede değerlendiriliyor. Açıklamaların tonu diplomatik açıdan tartışma yaratmış olsa da, arka planda daha geniş bir rekabet alanı bulunuyor. Özellikle Somali’de güvenlik maliyetini üstlenen ülkeler ile ekonomik ortaklık geliştiren aktörler arasındaki fark, Kampala açısından giderek daha görünür hâle geliyor.
Türkiye’nin Somali’de Genişleyen Rolü
Türkiye’nin Somali ile ilişkileri ilk aşamada büyük ölçüde insani yardım, altyapı yatırımları ve diplomatik destek üzerinden şekillendi. 2011’de Recep Tayyip Erdoğan’ın Mogadişu ziyareti, Ankara’nın Afrika politikasında önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirildi. Takip eden yıllarda Türkiye; hastaneler, yollar, eğitim kurumları, liman projeleri ve askerî eğitim faaliyetleriyle Somali’deki görünürlüğünü artırdı.
Mogadişu’daki TURKSOM askerî eğitim tesisi, Türkiye’nin Somali güvenlik kurumlarına yönelik uzun vadeli yaklaşımının en görünür örneklerinden biri hâline geldi. Son yıllarda ise ilişkiler savunma ve enerji alanlarını da kapsayacak biçimde genişlemeye başladı.
2024 yılında imzalanan savunma ve enerji anlaşmaları, Ankara ile Mogadişu arasındaki ilişkilerin daha stratejik bir boyuta taşındığını gösterdi. Bununla birlikte enerji alanındaki gelişmelerin kapsamı konusunda daha dikkatli bir çerçeve çizmek gerekiyor. Kamuoyunda sıklıkla dile getirilen hidrokarbon arama faaliyetleri ve enerji projeleri konusunda çeşitli anlaşmalar imzalanmış olsa da, projelerin operasyonel kapasitesi ve fiilî saha uygulamalarının düzeyi konusunda hâlen belirsizlikler bulunuyor.
Bu nedenle mevcut tabloyu kesinleşmiş ekonomik sonuçlardan ziyade, uzun vadeli stratejik konumlanma süreci olarak değerlendirmek daha isabetli görünüyor.
Somali federal hükümeti açısından Türkiye ile ilişkiler yalnızca ekonomik yatırım meselesi olarak ele alınmıyor. Mogadişu yönetimi, Ankara’yı çoğu zaman devlet kapasitesinin geliştirilmesi, güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve Somali’nin egemenlik söyleminin desteklenmesi çerçevesinde konumlandırıyor. Uganda ile ilişkiler ise daha çok güvenlik iş birliği ekseninde ilerliyor. Bu durum, Somali yönetiminin iki aktörü farklı kategorilerde değerlendirdiğini gösteriyor.

Somali’de Değişen Rekabet Ne Anlama Geliyor?
Somali’de ortaya çıkan yeni denklem, Afrika’daki dış müdahale biçimlerinin dönüşümüne dair daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Güvenlik sağlayan aktörlerle ekonomik ve diplomatik nüfuz geliştiren aktörler arasındaki sınırlar giderek daha karmaşık hâle geliyor.
Uganda’nın son dönemde yükselttiği söylem, yalnızca ikili bir diplomatik gerilim çerçevesinde okunmuyor. Tartışma aynı zamanda Afrika’daki uzun süreli güvenlik operasyonlarının siyasi ve ekonomik sonuçlarına ilişkin daha geniş bir tartışmaya işaret ediyor.
Türkiye’nin Somali’deki yaklaşımı ise güvenlik, diplomasi, altyapı ve ekonomik ilişkileri aynı anda ilerletmeye dayanıyor. Bu model sıklıkla ekonomik, diplomatik ve toplumsal araçlar üzerinden etki üretme kapasitesiyle ilişkilendiriliyor. Bununla birlikte Somali örneğinde askerî eğitim ve savunma iş birliklerinin de önemli yer tuttuğu görülüyor. Bu nedenle Türkiye’nin Somali politikasını yalnızca insani yardım ya da yalnızca ekonomik çıkar ekseninde değerlendirmek yeterli görünmüyor.
Somali’deki rekabetin önemli özelliklerinden biri de dış aktörlerin farklı alanlara yönelmesi. ABD güvenlik mimarisine, BAE lojistik ve liman ağlarına, Çin ekonomik bağlantılara, Katar diplomatik ilişkilere ağırlık verirken; Türkiye çok katmanlı devlet kapasitesi iş birlikleri üzerinden hareket ediyor. Bu durum Somali’yi yalnızca bir güvenlik sahası olmaktan çıkarıp çok aktörlü bir jeopolitik müzakere alanına dönüştürüyor.
Önümüzdeki Dönemde Ne Bekleniyor?
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Somali’deki ekonomik ve güvenlik alanındaki varlığının daha kurumsal bir yapıya dönüşmesi muhtemel görünüyor. Özellikle savunma ve enerji alanındaki anlaşmaların uzun vadeli ortaklıklara dönüşmesi hâlinde Ankara’nın Afrika Boynuzu’ndaki etkisi daha görünür hâle gelebilir.
Bununla birlikte bölgesel rekabetin daha sert bir zemine taşınması ihtimali de bulunuyor. Somali’de farklı aktörlerin güvenlik, enerji, liman ve lojistik alanlarında artan varlığı, nüfuz alanlarına ilişkin yeni gerilimler doğurabilir. Özellikle Afrika Birliği misyonlarına asker sağlayan ülkeler ile ekonomik ortaklık geliştiren aktörler arasındaki yaklaşım farkının daha görünür hâle gelmesi mümkün görünüyor.
Bir diğer olasılık ise Somali yönetiminin farklı dış aktörler arasında daha dengeli bir ilişki kurmaya çalışması olabilir. Mogadişu’nun güvenlik, altyapı ve ekonomik ilişkileri çeşitlendirmesi, dış rekabetin baskısını sınırlamaya dönük bir tercih olarak öne çıkabilir.
Sonuç
Somali’de Türkiye ve Uganda etrafında şekillenen tartışma, yüzeyde diplomatik gerilim görüntüsü verse de daha geniş ölçekli bir dönüşümün parçası olarak okunuyor. Afrika Boynuzu’nda güvenlik üretimi, ekonomik erişim ve siyasi nüfuz arasındaki ilişki yeniden şekilleniyor.
Bu süreçte Somali yalnızca çatışma ve istikrarsızlıkla anılan bir ülke değil; aynı zamanda bölgesel ve küresel aktörlerin yeni ilişki modellerini test ettiği bir alan hâline geliyor. Önümüzdeki dönemde tartışmanın merkezinde yalnızca güvenliğin nasıl sağlanacağı değil, güvenlik sonrası oluşan ekonomik ve stratejik alanın hangi aktörler tarafından, hangi araçlarla şekillendirileceği sorusu yer almaya devam edecek.
Kaynak: The Africa Report , Al-Jazeera, SETA