Afrika’dan ses verir.
Sahel’de Silahlanma Artıyor, Güvenlik Azalıyor
Politika

Sahel’de Silahlanma Artıyor, Güvenlik Azalıyor

Oca 26, 2026

Sahel bölgesinde terörle mücadele gerekçesiyle hız kazanan askerî yığınak ve bloklaşma, beklenen güvenliği artırmıyor. Aksine, ECOWAS ile Sahel Devletleri İttifakı (AES) arasında derinleşen ayrışma, bölgeyi daha kırılgan, daha tehlikeli ve daha geniş çaplı bir krize açık hâle getiriyor.

Terörle Mücadele Söylemiyle Silahlanma

Sahel’de son yıllarda atılan neredeyse tüm güvenlik adımları “terörle mücadele” başlığı altında meşrulaştırılıyor. ECOWAS’ın büyük ölçekli askerî güç planları, AES’in ortak ordu kurma girişimi ve dış aktörlerin artan hava operasyonları bu çerçevede sunuluyor. Ancak sahadaki gerçeklik, bu askerî yoğunlaşmanın terör tehdidini belirgin biçimde azalttığını göstermiyor.

Bu tırmanışın son örneklerinden biri 25 Aralık’ta yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, Nijerya’nın kuzeybatısında IŞİD unsurlarına karşı “güçlü ve ölümcül bir saldırı” düzenlendiğini açıklayarak, “radikal İslami terörizmin gelişmesine izin vermeyeceklerini” söyledi ve benzer operasyonların süreceği mesajını verdi. Saldırıların zamanlaması dikkat çekiciydi. Bu operasyonlar, Sahel Devletleri İttifakı’nın 5.000 kişilik ortak bir askerî gücü görevlendirmesinden yalnızca bir hafta sonra gerçekleşti. AES tarafından bu güç, terörle mücadelede kolektif öz-yeterliliğin ve güvenlikte özerkliğin sembolü olarak sunuluyor.

Aynı dönemde ECOWAS; Ağustos 2025’te açıkladığı, yıllık 2,5 milyar dolarlık lojistik ve cephe desteği bütçesiyle desteklenecek 260.000 kişilik iddialı ortak terörle mücadele gücü planını gündemde tutuyordu. Birbiri ardına gelen bu adımlar, Sahel’de güvenliğin giderek daha fazla asker ve silah üzerinden tanımlandığını ortaya koyuyor.

ECOWAS–AES Ayrışması: Terörle Mücadeleden Bölgesel Krize

ECOWAS ile AES arasındaki kopuş, Temmuz 2023’te Nijer’de gerçekleşen askerî darbenin ardından belirginleşti. ECOWAS’ın darbeye karşı askerî müdahale ihtimalini açıkça gündeme getirmesi, bölgedeki dengeleri kökten sarstı. Bu tehdit, yalnızca Nijer’i değil, Mali ve Burkina Faso’yu da doğrudan hedef alan bir güvenlik riski olarak algılandı.

Bu üç ülke, kendilerini koruma refleksiyle Sahel Devletleri İttifakı’nı kurdu. Ancak bu adım, güvenliği sağlamaktan çok bölgesel bölünmeyi derinleştirdi. ECOWAS artık bu ülkelerin gözünde bir arabulucu değil; potansiyel bir askerî tehdit olarak görülmeye başlandı. Böylece Sahel’de terörle mücadele için kurulmuş güvenlik mimarisi, devletler arası bir gerilime evrildi.

Nijerya ve Dış Müdahalelerin Etkisi

Bu kırılgan denklemde Nijerya merkezi bir konumda bulunuyor. ECOWAS’ın askerî kapasitesi büyük ölçüde Nijerya’ya dayanıyor ve Batılı aktörlerle yürütülen güvenlik iş birlikleri de çoğunlukla bu ülke üzerinden şekilleniyor. Son dönemde Nijerya’da gerçekleşen hava saldırıları ve artan askerî koordinasyon, bölgedeki silahlanma sarmalını daha da hızlandırıyor.

AES açısından bakıldığında bu gelişmeler, Batı’nın ECOWAS aracılığıyla Sahel’e geri döndüğü algısını güçlendiriyor. Bu algı, karşılıklı güveni zayıflatırken, yanlış hesaplamalara dayalı askerî hamlelerin riskini artırıyor. Hava sahası ihlalleri, sınır bölgelerindeki operasyonlar ve istihbarat hataları, kolaylıkla daha büyük bir krizin tetikleyicisi olabilir.


Terörle Mücadele Kisvesinde Çok Kutuplu Sahel

Merkezdeki temel gerçek şu: Sahel’deki güvenlik krizi, daha fazla asker ve daha ağır silahlarla çözülemiyor. Aksine, bu yaklaşım terörle mücadeleye ayrılması gereken dikkati dağıtıyor. Devletler birbirlerini dengelemeye çalışırken, silahlı gruplar parçalanmış güvenlik ortamından faydalanarak varlıklarını sürdürebiliyor.

Bölge giderek, terörle mücadele sahasından çok, rakip askerî blokların güç gösterisi yaptığı bir alana dönüşüyor. Bu durum, Sahel halkı için daha fazla istikrarsızlık, daha fazla şiddet ve daha fazla belirsizlik anlamına geliyor.

Artan Risk, Belirsiz Gelecek

Sahel bugün, askerî tırmanışın güvenlik getirmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda. ECOWAS ile AES arasındaki silahlanma yarışı durdurulmadığı sürece, bölgesel kriz derinleşecek ve daha geniş çaplı çatışmaların önü açılacak. Terörle mücadele söylemi altında sürdürülen bu askerî rekabet, Sahel’i daha güvenli değil, daha tehlikeli bir coğrafyaya dönüştürüyor.

Bölgenin geleceği, silahların değil, gerilimi azaltacak siyasi ve diplomatik yolların ne ölçüde tercih edileceğine bağlı.

Kaynaklar: Anadolu Ajansı, Al-Jazeera

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir