Afrika’dan ses verir.
Kenya, Karbon Kredisi Modelini Sorguluyor
Ekonomi Sürdürülebilirlik

Kenya, Karbon Kredisi Modelini Sorguluyor

Şub 2, 2026

Kenya merkezli Koko Networks, düşük gelirli hanelerin kömür ve odun gibi zararlı yakıtlar yerine bioethanol ile yemek pişirebilmesini amaçlayan bir temiz pişirme (clean cooking) girişimiydi. Şirket; özel olarak geliştirdiği pişirme ocakları ve yakıt dağıtım ağı sayesinde, yüz binlerce haneye daha temiz, daha güvenli ve daha sağlıklı bir alternatif sunmayı hedefliyordu. Bu sistemi erişilebilir kılmak için ürünlerini piyasa maliyetinin altında satan Koko, ortaya çıkan finansman açığını karbon kredileri yoluyla kapatmayı planlıyordu.

Koko Networks’ün iflası, cookstove projeleri ve karbon kredilerine dayalı sürdürülebilir kalkınma modellerinin ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Milyonlarca insanı doğrudan etkileyen bu çöküş, yalnızca bir şirketin değil, bir finansman anlayışının da sorgulanmasına yol açtı.

Temiz pişirme projeleri neden bu kadar önemliydi?

Afrika’da milyonlarca hane hâlâ yemek pişirmek için kömür, odun ya da benzeri zararlı yakıtlar kullanıyor. Kapalı alanlarda yakılan bu yakıtlar, özellikle kadınlar ve çocuklar için ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Dünya genelinde her yıl yüz binlerce erken ölüm, doğrudan bu dumanlara maruz kalmayla ilişkilendiriliyor.

Bu tabloya çözüm olarak geliştirilen clean cooking (temiz pişirme) projeleri, hanelere daha temiz yakıtlar ve modern pişirme ocakları ulaştırmayı hedefliyor. Sağlık risklerinin asgari seviyeye indirilmesi, yaşam kalitesinin artması ve doğaya bırakılan hasarın azaltılması bu projelerin temel kazanımları arasında yer alıyor.

Ancak bu projelerin önündeki en büyük engel, maliyet. Düşük gelirli hanelerin bu teknolojileri piyasa fiyatlarıyla karşılaması neredeyse imkânsız.

Karbon kredileri bu noktada nasıl devreye girdi?

Bu açığı kapatmak için birçok proje, karbon kredileri üzerinden finansman ihtiyacını karşılamaya yöneldi. Mantık oldukça basitti: Eğer bir hane kömür yerine daha sürdürülebilir bir yakıt kullanırsa, muhtemel karbon emisyonlarının önlenmiş olduğu kabul ediliyordu. Bu “önlenen emisyon”, karbon kredisine dönüştürülüyor ve bu krediler, emisyon üretimi yüksek olan şirketlere satılıyordu.

Böylece temiz pişirme projeleri, hem sosyal hem çevresel fayda üreten hem de kendi kendini finanse eden sürdürülebilir yapılar olarak sunuluyordu. Özellikle Paris İklim Anlaşması kapsamındaki zorunlu (compliance) karbon piyasaları, bu projeler için cazip bir gelir kaynağı hâline geldi.

Ancak teoride kusursuz olarak işleyen bu model, pratikte önemli pürüzler barındırıyordu.

Cookstove karbon kredileri neden tartışmalı?

Cookstove projelerinden üretilen karbon kredileri, büyük ölçüde iyimser varsayımlara dayanıyor. Bu varsayımların en kritik olanı ise davranışsal: Hane halkının eski alışkanlıklarını tamamen terk edeceği ve kömür kullanımını kalıcı olarak terk edeceği kabul ediliyor.

Saha raporları ve akademik araştırmalar ise bunun pratikte her zaman geçerli olmadığını gösteriyor. Birçok hanede temiz ocaklar, kömürle birlikte kullanılıyor ya da yakıt maliyetleri arttığında eski yöntemlere geri dönülüyor. Bu durum, projelerin oluşturduğu pozitif etkiyi tümüyle geçersiz kılmasa da karbon azaltım hesaplarının güvenirliğini metodolojik açıdan sorunlu kılıyor.Bu nedenle cookstove karbon kredileri; son yıllarda bilim dünyasında, akademik camiada ve kamu otoriteleri nezdinde en çok sorgulanan kredi türlerinden biri hâline geldi.

Koko Networks’ün modeli nasıl işliyordu ?

Kenya merkezli Koko Networks, bu sistemin en iddialı örneklerinden biriydi. Şirket, bioethanol yakıtı ve pişirme ocaklarını düşük gelirli hanelere maliyetinin altında satıyor, ortaya çıkan bütçe açığını ise karbon kredisi gelirleriyle dengelemeyi planlıyordu.

Bu modelin sürdürülebilmesi için kritik bir koşul vardı: Kenya hükümetinin, karbon kredilerinin uluslararası zorunlu piyasalarda satılmasına resmi olarak izin vermesi. Bu izin olmadan, Koko’nun gelir modeli kilitlenmiş oluyordu.

Devlet ile Özel Sektör Arasında Sıkışan Karbon Modeli

Sorunun temelinde teknik bir eksiklikten ziyade, egemenlik ve gelir paylaşımı meselesi yatıyordu. Karbon kredileri artık yalnızca çevresel bir araç değil; devletler için ekonomik ve politik değeri olan bir varlık hâline gelmiş durumda.

Kenya hükümeti açısından soru şuydu: Ülke sınırları içinde üretilen bu karbon değerinin kontrolü kimde olmalı? Gelir kimin hanesine yazılmalı? Bu belirsizlik, gerekli yetkilendirme mektuplarının verilmesini geciktirdi.

Koko Networks ise bu gecikmelere dayanabilecek bir finansal esnekliğe sahip değildi. Tek gelir kanalına ve tek bir politik karara bağımlı olan model, devletin frene basmasıyla hızla çöktü.

Bu Çöküş Bize Ne Söylüyor?

Koko’nun iflası, temiz pişirme projelerinin ya da sosyal etki hedeflerinin yanlış olduğunu göstermiyor. Aksine, bu projelerin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkartıyor. Ancak yaşananlar, karbon kredilerine aşırı yük bindiren finansman modellerinin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyuyor.

Sosyal fayda üreten projelerin, gelirlerini tamamen piyasa mekanizmalarına ve siyasi iradeye bağlaması, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabiliyor. Kenya örneği, sürdürülebilir kalkınma tartışmalarında “iyi niyet” kadar, yapısal dayanıklılığın da kritik bir ehemmiyete sahip olduğunu gösteren güçlü bir uyarı olarak kayda geçti.

Kaynak: Financial Times, Gold Standard
Görsel: John Devolle

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir