Afrika’dan ses verir.
Darbelere Tepkiler Neden Farklı?: Gine Bissau ve Benin’de Uluslararası Tavır
Analiz

Darbelere Tepkiler Neden Farklı?: Gine Bissau ve Benin’de Uluslararası Tavır

Ara 10, 2025

Dr. Ensar KÜÇÜKALTAN- Sahelin Sesi

Batı Afrika’da askeri müdahaleler ve rejim krizleri son yıllarda yeniden görünür hâle gelirken, bu dönüşüm devletlerin ve bölgesel örgütlerin darbelere verdikleri tepkileri de giderek daha seçici hâle getiriyor. Aynı uluslararası aktörlerin farklı ülkelerde benzer nitelikteki durumlara karşı farklı hızlarda, farklı sertlik düzeylerinde ve farklı söylemlerle karşılık vermesi, bölgenin jeopolitik hiyerarşisini ve kırılganlık haritasını yeniden düşünmeyi gerektirir.

Batı Afrika’da uluslararası aktörler açısından en belirleyici parametrelerden biri, ülkelerin bölgesel güvenlik mimarisindeki konumudur. Benin bu mimarinin tam merkezinde yer alır. Sahel’den kıyı şeridine doğru yayılan radikal örgütlerin ilerleyişi karşısında stratejik bir tampon bölge işlevi görür. Terör tehdidinin Burkina Faso ve Nijer’den güneye doğru sarkması, Benin’i yalnızca kıyı güvenliğinin değil, ECOWAS’ın bütünleşik güvenlik stratejisinin de kilit parçası hâline getirmiştir. Bu nedenle Benin’de gerçekleşecek bir darbe ya da siyasal kırılma, tüm bölgeyi doğrudan etkileyecek zincirleme bir güvenlik boşluğu oluşturma ihtimali barındırır. Uluslararası aktörlerin burada hızlı tepki göstermesi, bir normatif tutarlılıktan ziyade, Benin’in bölgesel güvenlik mimarisindeki ağırlığından kaynaklanmaktadır.

Gine-Bissau ise bu mimaride merkezî bir işlev taşımaz. Coğrafi olarak Sahel kriz hattından uzaktır, ekonomik ve demografik açıdan sınırlı kapasiteye sahiptir ve bölgesel güvenlik denklemlerinde belirleyici bir rol üstlenmez. Bu nedenle ülkedeki bir askeri kalkışma, bölgesel güvenlik açısından zincirleme etkiler üretmez. Uluslararası aktörler için Gine-Bissau, istisnaî bir kırılmadan ziyade kronik siyasi dalgalanmaların yaşandığı bir periferidir. Bu marjinallik algısı, müdahale veya sert kınama reflekslerinin doğal olarak zayıf kalmasına neden olur.

Gine-Bissau’nun siyasal tarihi, 1974’te bağımsızlıktan bu yana ardı ardına gelen darbeler, darbe girişimleri, hizip çatışmaları ve güvenlik kurumlarında süreklilik gösteren parçalanmalarla şekillenmiştir. Bu tarihsel döngü, uluslararası aktörlerin gözünde ülkedeki askeri kalkışmaları “istisnaî” olmaktan çıkararak “beklenen” bir siyasal rutin hâline getirmiştir. Bu bağlamda Gine-Bissau’daki olaylar normatif çerçevede değil, patolojik siyasal yapıların bir tezahürü olarak değerlendirilir. Dolayısıyla sert uluslararası tepkiler, sürdürülebilirlikten uzak ve sonuç doğurma ihtimali düşük girişimler olarak görülür. Müdahalelerin uzun vadeli çözüm üretmediğine dair tarihsel deneyim, dış aktörlerin tutumunu belirgin ölçüde yumuşatır.

Benin’de ise bir darbe girişimi, tarihsel süreklilikten değil, siyasal sistemde büyük bir kırılma anlamına gelir. Ülke uzun süredir demokratik istikrar hikâyesiyle öne çıkmakta, uluslararası toplumun normatif beklentileriyle uyumlu bir siyasi profil sergilemektedir. Dolayısıyla Benin’deki bir kalkışma yalnızca hükümete değil, bölgesel demokratik istikrar söylemine de meydan okuyan bir gelişme olarak görülür. Bu bağlamda uluslararası aktörlerin sert ve hızlı refleksi, Benin’in “istisnaî” konumundan beslenir.

Ulusal liderlerin uluslararası aktörlerle kurduğu ilişkiler, darbe tepkilerinin tonunu belirleyen unsurlardan biridir. Benin Cumhurbaşkanı Patrice Talon, hem Fransa hem AB ile yakın temas içinde olan, bölgesel güvenlik stratejileriyle uyumlu politikalar izleyen bir aktördür. Kıyı güvenliği, yatırım ortamı ve idari reformlar gibi konulardaki işbirliği, Talon’u Batı aktörleri açısından desteklenmesi gereken bir lider konumuna yerleştirir. Bu nedenle Talon’a yönelik potansiyel bir müdahale, uluslararası çevrelerde doğrudan bir çıkar kaybı ve güvenlik açığı olarak değerlendirilir.

Gine-Bissau Devlet Başkanı Umaro Sissoco Embaló ise hem iç politikadaki tartışmalı konumu hem de bölgesel örgütlerle olan zaman zaman çatışmalı ilişkileri nedeniyle uluslararası sistemde aynı ölçüde destek görmez. Embaló’nun otoriter eğilimleri, parlamentoyla yaşadığı çatışmalar ve ülke içinde sık değişen güç dengeleri, dış aktörlerin ona yönelik bir “siyasi sahiplenme” geliştirmesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Embaló’ya karşı gerçekleşen bir kalkışma, uluslararası toplumda kişiye özgü bir tehdit olarak değil, ülke içi hizip mücadelelerinin bir parçası olarak değerlendirilir.

Son beş yılda Mali, Burkina Faso ve Nijer’de yaşanan darbeler, Fransa’nın Batı Afrika’daki askeri varlığını yeniden gözden geçirmesine yol açtı. Bu ülkelerdeki rejim değişiklikleri, Fransa’nın hedef hâline gelmesine, birliklerinin sahadan çekilmesine ve bölgedeki etkisinin ciddi ölçüde zayıflamasına neden oldu. Bu süreç AB’nin de Afrika politikasında daha temkinli, daha düşük profilli ve daha “geri planda duran” bir konumlanmaya yönelmesine sebep oldu. Yeni dönemde Fransa ve AB, darbelere yönelik sert söylemler geliştirmekten veya askeri seçenekleri telkin etmekten kaçınmakta; bölgesel örgütleri öne çıkaran, kendileri ise teknik destekle sınırlı kalan bir yaklaşımı tercih etmektedir.

Bu dönüşen strateji Gine-Bissau’da açıkça görülür. Fransa ve AB, burada aktif bir konum almak istememekte; çünkü askerî veya siyasi bir angajman, ülkedeki hizipler arası denklemin içinde yanlış aktörün güçlenmesine neden olabilir. Benin’de ise müdahaleden kaçınma yerine, bir istikrar ortaklığı ilişkisi kurulmuş durumdadır. Bu ilişki, uluslararası aktörleri daha doğrudan ve daha hızlı bir tepkiye yöneltir.

ECOWAS’ın Zayıflayan Kapasitesi ve Kurumsal Yorgunluk

ECOWAS son yıllarda art arda yaşanan darbeler karşısında hem normatif otoritesini hem de uygulama kapasitesini büyük ölçüde kaybetmiştir. Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki süreçlerde yaptırımların etkisiz kalması, hatta bu ülkelerin birliğe meydan okuyan söylemlerle öne çıkması, ECOWAS’ın bölgesel caydırıcılığını ciddi biçimde zayıflatmıştır. Böyle bir ortamda Gine-Bissau gibi küçük ülkelerde sert uygulamalara yönelmek, örgüt açısından ek maliyet ve yeni kırılganlıklar doğurma ihtimali taşır. Bu nedenle ECOWAS’ın Gine-Bissau’ya yönelik refleksi daha temkinli ve daha diplomatik düzeyde kalmıştır. Benin’e yönelik tutum ise örgütün güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan bir ülkeyi korumaya dönük olduğundan daha hızlı bir mobilizasyonla şekillenmiştir.

Gine-Bissau, Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan kokain rotasının kritik bir halkası olarak uluslararası suç ağlarının yoğun etkisi altında bulunan bir devlettir. Ülkedeki birçok askerî ve siyasal fraksiyonun bu ağlarla dış bağlantılar taşıdığı bilinmektedir. Dolayısıyla Gine-Bissau’da yaşanan askerî kalkışmalar, yalnızca siyasal bir iktidar mücadelesi olarak değil, aynı zamanda yasa dışı ekonomilerin doğrudan etkilediği bir iktidar rekabeti olarak değerlendirilir. Bu durum, dış aktörlerin müdahalesini riskli hâle getirir; çünkü yanlış bir hizbin dolaylı biçimde güçlenmesine yol açma ihtimali uluslararası toplumda ciddi bir tereddüt üretmektedir. Benin’de böyle bir yapı bulunmadığından, dış aktörlerin müdahale eşiği daha düşüktür.

Seçici Darbe Tepkilerinin Yeni Bölgesel Mimariyi İfşa Etmesi

Benin ve Gine-Bissau örnekleri, uluslararası aktörlerin Batı Afrika’da darbelere yönelik tepkilerinin tekçi bir normatif çerçeveye dayanmadığını; aksine çok katmanlı jeopolitik çıkar, liderlik ilişkileri, güvenlik mimarisi, bölgesel kurumsal kapasite ve tarihsel deneyimlerin bileşiminden oluşan bir stratejik hesaplamaya bağlı olduğunu göstermektedir. Batı Afrika artık darbelerde yalnızca “demokrasi ihlali” kategorisine değil, her ülkenin sahip olduğu stratejik ağırlığa göre şekillenen bir ayrışma sistemine sahiptir. Benin bu sistemde merkezî bir istikrar taşıyıcısı olarak görülürken, Gine-Bissau daha çok kronik bir siyasal patolojinin periferideki tezahürü olarak değerlendirilmekte ve uluslararası tepkiler de bu hiyerarşiyi doğrulamaktadır. Bu farklılaşma, bölgedeki güç ilişkilerinin geleceğini anlamak açısından kritik bir gösterge niteliğindedir; zira seçici tepkiler, uluslararası düzenin normatif iddialarından çok, jeopolitik gerçekliklerin belirleyici olduğunu bir kez daha açığa çıkarmaktadır.

Tüm bunların yanında Fransa’nın Benin darbe girşimine en üst düzeyden tepki vermesi, bölgede üst üste kaybettiği müttefiklik ilişkileri açısından anlamlandırılabilir. Bölgede Benin, Togo, Fildişi Sahili gibi güçlü partnerlerini kaybetmesi durumunda bu ülkelerin farklı bir ittifak grubuna kayması muhtemeldir. Nitekim ECOWAS’ın Benin’deki üst düzey tepkisinin nedeni de aynıdır. Gine-Bissau bu iki aktör için yeterince önemli görülmemiş, Benin ise kaybedilmemesi gereken bir kale olarak görülmüştür. Olası bir senaryoda Benin’in Sahel Devletleri İttifakı’na (AES) katılması bölgenin tüm dengelerini değiştirirdi. Eğer darbe başarılı olsaydı büyük ihtimalle bu durum Togo’yu bir sonraki darbenin aktörü yapacaktı. Batı Afrika’da Fransa ve AB’ye yakın ülkelerin iktidarları ve Paris’in artık rahat uyuması mümkün olmayacaktır. Nitekim ECOWAS’ın Nijerya, Sierra Leone gibi ülkelerden asker temin ederek Benin’de konuşlandıracağını açıklaması, Nijerya’nın askeri uçak ve personellerini Cotonou’ya göndermesi aynı korkunun sonuçları olarak değerlendirilebilir. Burkina Faso, Nijer ve Mali’nin bu dönemdeki ortak tutumu ve terörizmle savaşları başarı elde ederse Sahel’in yeniden inşası kaçınılmaz olacaktır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir