Afrika’dan ses verir.
İsrail’in Pragmatik Sahel Politikası
Analiz Politika

İsrail’in Pragmatik Sahel Politikası

Nis 10, 2026

Dr. Ensar KÜÇÜKALTAN

Batı Afrika ve özellikle Sahel bölgesi uzun süreli Fransa etkisinden sonra Rusya ve Çin’in dahil olduğu nüfuz mücadelelerinin sahnesi olmuştur. Bölgedeki istikrarsızlığın beraberinde getirdiği ekonomik krizler ve darbeler döngüsü, tamamıyla askeri bağlamda olmasa da dış müdahaleleri mümkün kılmaktadır. Pek çok ülkenin farklı yollarla entegre olmaya çalıştığı bu jeopolitik öneme sahip bölge, son dönemde başka bir aktörün de dahil olduğu planlar üzerinden konuşulmaktadır.

Dünyanın pek çok bölgesinde Gazze’deki katliamları sebebiyle hedef tahtasına koyulan İsrail, Nijer, Mali, Çad gibi ülkelere yabancı değil. Güvenlik heyetleri, kapalı kapılar ardındaki toplantılar ve tarımsal ve teknolojik projeler hakkındaki artan konuşmaların tümü, Sahel’in İsrail’in emelleri için yeni bir test alanı haline gelebileceğine işaret ediyor.

Bölgesindeki güvenlik krizlerindeki rolü sebebiyle komşuları ile normalleşme süreçlerinde sorunlar yaşayan İsrail, Mısır’la imzaladığı barış anlaşması dışında, Kuzey Afrika’daki varlığını genişletmekte uzun süre zorlandı. Ancak 2020 yılındaki İbrahim Anlaşmaları, denklemi değiştirdi. Bu süreç İsrail’in Fas ile bağlantılarını güçlendirmesini ve kıta genelinde daha geniş girişimlerde bulunmasının önünü açtı. Ancak İsrail için pragmatik süreç Arap dünyasıyla normalleşmenin çok ötesine uzanıyor.

Sahel ülkelerindeki anti emperyalist söylemin Fransa ve “eski ortakları” bölgeden yavaşça uzaklaştırması sonrasında İsrail’in bu yeraltı zengini bölgeyle temaslarını sıklaştırması tesadüf olarak görülemez. Çad, bu sürecin doğrudan çıktılarından biri olmaya aday gözüküyor. Cumhurbaşkanı Idriss Déby’nin ölümünden ve oğlu Mahamat Déby’nin iktidara gelmesinden sonra, İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulmasına dair işaretler çoğaldı. Nitekim Déby, 2023’teki diplomatik misyon açılışında şu cümleleri kurmuştu:

“Büyük ve güzel ülkeniz İsrail Devleti’ne, medeniyetin ve tek tanrılı dinlerin beşiğine yaptığım bu ilk ziyaretten dolayı ne kadar mutlu olduğumu ifade ettim. Buranın, burada olup bitenler ve insanlarıyla ne kadar eşsiz bir yer olduğunu görme fırsatım oldu. Sayın Başkan, iniş yaptığımız andan itibaren aldığımız sıcak karşılama ve ilgi için bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum. İşbirliğimizin kalitesini şimdiden görebiliyorum ve bunu görmekten mutluluk duyuyorum. İlişkilerimizi karakterize eden şey dürüstlük ve bu süreci ilerletmeye yönelik ortak bir iradedir ve bunu her adımda görüyoruz. İlişkilerin normalleşmesinden bu yana Çad, tüm uluslararası platformlarda ve gerekli olan her yerde İsrail Devleti’ne sürekli ve kararlı bir şekilde diplomatik ve siyasi destek sağlamıştır . Bu tercihi, sonuçlarını tam olarak anlayarak ve öneminin bilincinde olarak yapıyoruz.”

Bu yakınlaşma sonrasında özellikle silah anlaşmaları ve terörle mücadelede işbirliği, İsrail için güvenlik ve ekonomik kazanımlar oluşturmaktadır. Net bir şekilde gözüken manzarada İsrail, silahlarının ve askeri teçhizatının çoğunu Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal eden Çad’ın önemli bir silah tedarikçisi olmak istiyor. Dahası, Çad hava sahasını İsrail havacılığına açarak, Sudan ve Libya üzerinden geçen bir rota aracılığıyla Tel Aviv ile Latin Amerika arasındaki uçuş sürelerini kısaltmak istiyor.

Gerçekten de, Çad’ın askeri gücü göz önüne alındığında, güvenlik boyutu İsrail’in Çad ile ilişkilerinde büyük rol oynamaktadır. Çad, Orta Afrika’nın en güçlü ordularından birine sahip olması, onunla olan ilişkiyi İsrail için potansiyel bir stratejik varlık haline getirmektedir. Hem eski hem de mevcut Çad yönetiminin paralı asker olarak yurtdışına askeri personel gönderdiğine dair tekrarlanan raporlar bulunmaktadır: 2021-2023 yılları arasında Fransa’nın talebi üzerine Mali’ye; Haftar’ı desteklemek için Libya’ya; ve 2015 yılında Husi hareketine karşı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ı desteklemek için Yemen’e.

Dolayısıyla İsrail, Çadlı personelin veya hükümet yanlısı paralı askerlerin kendi adına özel operasyonlar yürütmesini, örneğin Çad güçlerinin daha önce isyancı gruplara karşı savaştığı Libya’nın petrol zengini güneyindeki bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmesini talep edebilir.

Analistler, bölgenin yeni yöneticilerinin sloganların ötesine geçerek pratik bir soru sorduğunu söylüyor: “Bu ortaklıktan ne kazanıyoruz?” Ancak Çad’ın iç siyasetinde bu konuda görüş ayrılıkları var; özellikle de Mossad’ın iktidar geçişine karıştığı iddiaları da dahil olmak üzere yabancı müdahale raporları, rejimin meşruiyeti ve İsrail’in ülkenin şekillenmesindeki rolü hakkındaki tartışmaları alevlendiriyor.

İsrail, güvenlik sınırlarının ötesinde, Sahel bölgesini kaynak ve yatırım fırsatları açısından zengin bir bölge olarak görüyor. Elbette bu görüşün bugün yeni bir politika olduğunu düşünmek fazla iyi niyetli olur. Nitekim İsrail Afrika’daki ilk diplomatik misyonunu 1957 yılında, henüz pek çok Afrika ülkesi bağımsızlıklarını elde etmemişken açmıştı. Bir yıl sonra, Afrika devletleriyle teknik anlaşmaları koordine eden bir devlet kurumu olan “Uluslararası İşbirliği Merkezi’ni kurdu. 1960’lara gelindiğinde ise 33 Afrika ülkesiyle diplomatik ilişkileri vardı. İsrail’in Sahel bölgesine yaptığı doğrudan yatırımlara ilişkin kesin rakamlar bulunmamakla birlikte, İsrail raporları yatırımların İsrail’in teknolojik olarak üstün olduğu tarım teknolojisi, su, yenilenebilir enerji, sağlık, siber güvenlik ve savunma sektörlere odaklandığını gösteriyor.

Tüm bu yakınlaşmanın, Gazze meselesi sonrasında hızını yitirdiği notunu da eklemek gerekir. Nitekim Müslüman bir nüfusa sahip olan Çad, İsrail’in saldırıları sonrası ilişkilerdeki yoğunluğun görünürlüğünü düşürdü. Déby’nin pek çok uluslararası meseledeki denge politikası başka alanlar da meyvelerini de verdi. Çad’ın siyasi geçiş sürecini barışçıl bir şekilde yönetmesi ve Sudanlı mültecilere yönelik insani yardım çalışmaları nedeniyle Başkan, 2026 Afrika Barış Ödülü kazananı oldu.

İsrail’in Sahel bölgesindeki çalışmaları ekonomik, askeri ve ticari yönlerden artsa da Afrika’ya açılmanın anlamı bunlardan fazlası. Bu açılım İsrail’in izolasyonu kırma yönündeki daha geniş stratejisinin bir parçası. Yine de bu strateji uygulanması o kadar kolay bir planlar bütünü olarak değerlendirilemez. Günümüz uluslararası konjonktürü, İran meselesi ve diğer hususlar Sahel siyasetinde dolaylı da olsa karşılık bulan negatif unsurlar. İsrail, bu zorlu coğrafyada yeni fırsatlar bulabilir; ancak aynı zamanda nüfuzunun ve kabul edilebilirliğinin sınırlarıyla ilgili zor sorularla da karşı karşıya kalacaktır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir