Afrika’dan ses verir.
Küresel Düzen Değişirken Afrika Yeni Bir Yol Arıyor
Analiz Politika

Küresel Düzen Değişirken Afrika Yeni Bir Yol Arıyor

Mar 3, 2026

Pandemi, savaşlar ve artan büyük güç rekabeti uluslararası sistemi yeniden şekillendirirken Afrika ülkeleri artık yalnızca dış güçlerin rekabet alanı değil; aynı zamanda bu rekabetten stratejik avantaj elde etmeye çalışan aktörler haline geliyor.

COVID-19 ve Küresel Dayanışmanın Sınırları

COVID-19, uluslararası sistemin kriz anlarında nasıl dinamiklere sahip olduğunu açık biçimde ortaya koyan en önemli kilometre taşlarından biri oldu. Pandemi öncesi süreçte “küresel iş birliği” söylemleri yaygın olsa da pratikte birçok devlet önceliği kendi toplumlarının güvenliğine ve çıkarlarına verdi. Özellikle aşı üretimi ve dağıtımı sürecinde gelişmiş ülkelerin büyük kısmı üretim kapasitesini önce kendi nüfusları için ayırdı. Aşı teknolojisinin ve üretim formüllerinin paylaşılması konusunda ise ciddi çekinceler yaşandı.

Bu tablo, birçok gelişmekte olan ülke için uluslararası sistemin gerçeklerini gösteren bir ders oldu: Küresel sistem, kriz anlarında idealist söylemlerden ziyade ulusal çıkarların belirleyici olduğu bir yapıya sahipti. Bu durum, özellikle Afrika ve diğer gelişmekte olan bölgelerde uluslararası sisteme yönelik algının daha temkinli ve realist bir çizgiye kaymasına neden oldu. Birçok devlet için pandemi, dışa bağımlılığın sınırlarını ve stratejik kapasiteye sahip olmanın önemini gösteren bir deneyim oldu.

Rusya–Ukrayna Savaşı ve Güvenlik Öncelikli Ekonomi

2022 yılında başlayan Rusya–Ukrayna savaşı ise küresel ekonomide farklı bir kırılmaya sebebiyet verdi. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünya ekonomisini şekillendiren serbest ticaret, küresel tedarik zincirleri ve maksimum verimlilik anlayışı giderek daha fazla sorgulanmaya başladı.

Savaşın ardından enerji, gıda ve stratejik hammaddeler gibi alanlarda yaşanan kriz ve dalgalanmalar, birçok devletin ekonomi ve tedarik politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığı, küresel gıda tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve kritik mineraller üzerindeki rekabet; devletlerin ekonomik kazançtan ziyade güvenliği ve bağımsızlığı öncelik haline getiren politikalar geliştirmesini tetikledi.

Bu gelişmelerle birlikte kritik mineraller, yarı iletkenler ve enerji kaynakları gibi alanlar yalnızca ticari birer ürün olmaktan çıkarak jeopolitik rekabetin merkezine yerleşti. Bu da doğal kaynak açısından zengin ülkelerin uluslararası sistemdeki önemini daha da artırdı.

Tek Kutuplu Dünyadan Çok Merkezli ve Belirsiz Bir Sisteme

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeni, uzun süre ABD’nin siyasi ve ekonomik liderliği etrafında şekillendi. Ancak geçen otuz yılı aşkın içerisinde yaşanan birçok gelişme bu düzenin kalıcı ve istikrarlı olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalar doğurdu.

2008 küresel finans krizi, küresel ekonominin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyarken aynı zamanda Batı merkezli ekonomik modelin de ciddi bir sınavdan geçmesine neden oldu. Irak ve Afganistan savaşları ise askeri müdahalelerin bölgesel istikrarı sağlamak yerine çoğu zaman yeni belirsizlikler ürettiğini gösterdi.

Balkanlar’da yaşanan Bosna savaşı gibi olaylar da uluslararası toplumun krizlere müdahale kapasitesinin sınırlarını gözler önüne serdi. Son günlerde Orta Doğu’da yaşanan İran, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki gerilimler ise küresel sistemdeki güç dengelerinin ne kadar hassas ve öngörülemez hale geldiğini gösteriyor.

Tüm bu gelişmeler, uluslararası sistemin artık tek bir merkezden yönetilen bir yapıdan ziyade daha parçalı, çok merkezli ve zaman zaman belirsizliklerin yoğunlaştığı bir döneme doğru ilerlediğini ortaya koyuyor.

Afrika İçin Yeni Bir Stratejik Alan: Zambiya Örneği

Uluslararası sistemde yaşanan bu kırılma ve dönüşüm, Afrika ülkeleri için yeni bir stratejik alan yaratıyor. Enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji üretimi için gerekli olan bakır, kobalt ve lityum gibi kritik minerallerin büyük bir kısmının Afrika’da bulunması, kıtayı küresel ekonominin geleceği açısından önemli bir konuma taşıyor.

Bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri Zambiya’da görülüyor. Afrika’nın en büyük bakır üreticilerinden biri olan ülke, son dönemde kritik mineraller üzerindeki küresel rekabetten yararlanarak ekonomik kalkınmasını hızlandırmayı hedefliyor. Zambiya yönetimi, ABD, Çin ve Avrupa arasında taraf seçmek yerine farklı aktörlerle aynı anda ekonomik iş birliği kurmayı amaçlayan dengeli bir politika izliyor.

Ülkenin yaklaşımı, küresel güç rekabetinin ortasında kalan birçok Afrika devletinin benimsediği yeni stratejiyi de yansıtıyor. Bu strateji, büyük güçler arasında kesin bir taraf tutmak yerine farklı yatırım ve ticaret fırsatlarını değerlendirerek ulusal kalkınma hedeflerini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Afrika’da Yeni Bir Aktör: Türkiye İnsani Diplomasiyle Etkisini Artırıyor

Afrika kıtasında artan büyük güç rekabeti yalnızca ABD, Çin veya Avrupa Birliği gibi aktörlerle sınırlı değil. Son yıllarda Türkiye de kıtadaki diplomatik ve ekonomik varlığını önemli ölçüde artıran ülkeler arasında yer alıyor. Ankara’nın özellikle insani diplomasi, kalkınma yardımları, eğitim programları ve ticari ilişkiler üzerinden yürüttüğü politika birçok Afrika ülkesi için farklı bir iş birliği modeli olarak görülüyor. Türk Hava Yolları’nın kıta genelinde genişleyen uçuş ağı, TİKA projeleri ve eğitim bursları gibi girişimler Türkiye’nin Afrika’daki yumuşak güç kapasitesini güçlendirirken, bazı Afrika ülkeleri için büyük güç rekabeti içinde alternatif ortaklık kanalları oluşturuyor.

Kaynak : Financial Times
Görsel: IE University, Stratejik Dergi

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir